Sayfayı ziyaret eden kişi sayısı
737Atasal karma, bir kişinin tüm soyunun karmasıdır. “Karma”nın ne olduğunu bilirsek, “Atasal karma”yı anlamak, onun varlık nedenlerini ve onu “atasal” yapan özellikleri kavramak daha kolay olur.
Okültizme göre, dünyadaki yaşamımız için gereken enerjiyi öncelikle dünyadan alırız. Daha doğrusu, bedenlerimiz gezegenin bedenleri içinde yer alır. Önce bu bedenler oluşur, büyür, yaşar ve sonunda ölür. Bu durum fiziksel bedenin yanı sıra astral, eterik, zihinsel ve diğer bedenler için de geçerlidir. Peki, dünyadaki yaşam için enerjiyi başka nereden alabiliriz? Aslında, bulunduğumuz uzaydan alıyoruz. Fiziksel enerjiyi dünyanın fiziksel alanından, astral enerjiyi astral alanından, eterik enerjiyi ise eterik alandan alırız. Bu enerjiyi “ödünç” alırız; kalıcı değil, geçicidir. Çünkü bu, dünyanın koyduğu bir kuraldır. Başka koşullar altında dünya insanları içinde barındırmayı “kabul etmez”. Bunu sadece “Bilgeler” bilir. Dünya’nın canlı olmadığını düşünen insanlar ise büyük bir yanılgı içindedir.
Dünya’nın yalnızca canlı olduğu değil, aynı zamanda kendi karmasının da bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. Dahası, dünyanın karması ile insanların karması arasında bir bağlantı vardır. İnsanlar, dünya üzerindeki etkilerini ve sorumluluklarını fark edemediğinde, doğal olarak dünyanın insanlara nasıl etkide bulunduğunu da anlamazlar. Dünyanın bu etkileri; depremler, sel baskınları, tsunamiler, iklim değişiklikleri ve benzeri olaylar şeklinde kendini gösterir. Belki de insanlar, kendilerini “gezegenin sahipleri” olarak adlandırmakta biraz acele etmişlerdir.
İnsanlar, gezegenden enerjiyi geçici olarak aldıklarında, bu enerjinin kalitesi hakkında pek düşünmezler. Aynı şekilde, bu enerjiyi hangi durumda geri verdikleri konusunda da pek kaygılanmazlar. Düşünün ki birisi size yepyeni bir kitap ödünç veriyor, ama siz onu kirli ve yırtık bir şekilde geri getiriyorsunuz. İnsanlar, genellikle öldükten sonra gezegene, aldıklarından daha kötü bir durumda enerji bırakırlar. İşte “Atasal karma” buradan doğar. Bu yüzden “çocuklar, ebeveynlerinin günahlarının bedelini öder” denir. Bunun nedeni, geri dönen enerjidir ve “kanunun bilinmemesi, sorumluluktan kurtarmaz.” Dünyada ve evrende her şeyin işlediği yasalar vardır ve insanlar bunları ne kadar çok öğrenirse, insanlık toplumunun hayatta kalması da o kadar kolay olacaktır. (Bu konu derinleştirilirse, bir kitap yazmak gerekebilir).
Özellikle dikkatli olmaya gerek kalmadan, insanların genellikle atalarına ne kadar benzediğini fark etmek mümkündür. Hepimiz, ebeveynlerden miras alınan DNA’nın rolünü ve önemini biliyoruz. Ancak mesele sadece DNA diziliminde bitmiyor; bilginin önemli bir kısmı, döllenme sırasında iki ebeveyn hücresinde bulunan “Süptil Bedenler”den de geliyor. Herhangi bir hücre, içinde Süptil Beden olduğu sürece canlıdır. İki ebeveyn hücresi de süptil enerjiler içerdiği için canlıdır. Bu nedenle, ebeveynlerimizden sadece genetik miras değil, aynı zamanda bilgi ve programlarla dolu ince enerjiler de alırız.
Genellikle, bir insanın fiziken hayatta olduğu sürece içinde bir ruh (ya da bazılarının tabiriyle can) bulunduğunu düşünmeye alışkınız. Ancak okültistler, herhangi bir bedenin yaşamını “Süptil Beden”in desteklediğine kesinlikle inanırlar. Resmi bilimde “Süptil Beden” ile ilgili bir bilgiye rastlamamış olsam da “bilinçaltı” hakkında çokça bilgiye sahibiz. Bana göre, okültistler bilinçaltını çok daha derinlemesine bilir, ancak buna “Süptil Beden” adını verirler.
İnsan bedenlerini birbirine bağlayan bir aracı olarak Süptil Beden (veya bilinçaltı, hangisini tercih ederseniz) iletişim sağlar. Bu Süptil Beden sayesinde, düşünceleri, duyguları, yaratıcılığı ve çeşitli fiziksel hisleri aynı anda hissedebiliriz. Aynı anda farklı boyutlarda varlık gösteririz: Hem Süptil Beden olarak hem duygusal beden, hem ruhsal beden, hem de fiziksel beden olarak. Bu nedenle, genetikçiler DNA üzerinden kalıtımı tamamen yasal bir temelde belirleyebilirken, psikoterapistler de insanların kalıtımsal psikolojik durumlarına dair kanıtlar bulur.
Atasal karma, bir kişi henüz annenin rahmindeyken oluşur. Okültistlerin bilgilerinden yola çıkarsak, Atasal karma maddenin içsel alanında, Monad'ın bulunduğu boyutta var olur. Monad, basit bir ifadeyle, insanın özüdür. Monad ve Süptil Beden, geçmiş soyların bilgi ve programlarını alır; bu da şimdiki zamanı ve geleceği etkiler. Bu nedenle, sadece fiziksel, zihinsel ve psikolojik özellikleri değil, aynı zamanda akrabaların kaderlerinin bazı tekrarlarını da miras alırız.
Ebeveynlerin çeşitli enerji türleri, bilinçaltı seviyesinde şekillenen organizmaya ve insanın tüm bedenlerine aktarılır. (İnsanın sadece bir bedeni yoktur, fiziksel beden bunun yalnızca bir parçasıdır). Çeşitli okült öğretiler, bu bedenlere farklı isimler verir, ancak hepsinin özü aynıdır. Bu bedenler, “ruhun bedeni”, “duyguların bedeni”, “somut akıl bedeni”, “soyut akıl bedeni”, “irade bedeni”, “monad bedeni”, “eterik beden” ve “fiziksel beden” olarak adlandırılabilir.
Anne karnındaki fetüs, ebeveynlerinden gelen enerjilerle “doyar”. Bu enerjiler, farklı türde bilgiler ve onlarla birlikte çeşitli programlar taşır. Bu programlar, çocuğun karakterinin bazı özelliklerini ve aynı zamanda karmasal özellikleri belirler. Bu özellikler, olayların gelişimindeki programları şekillendirir. Böylece, çocuğun henüz embriyo halinde iken bilinçaltında, gelecekteki yaşamına dair algılar ve dolayısıyla kişiliğinin gelecekteki nitelikleri oluşmaya başlar. Bu süreç, bilinçaltının (süptil bedenin) programlanması olduğu için, “karmanın bir parçası” haline gelir. Bu etki, bilinçaltının sert bir şekilde programlanmasına, bir nevi “zombileştirilmesine” benzer.
Rahimdeki fetüsün henüz kişisel bedenleri (astral, zihinsel) oluşmamıştır; bunlar ancak oluşum sürecindedir. Bu, fetüsün henüz bir kişiliğe ve gelişmiş bir kişisel egoya sahip olmadığı anlamına gelir. Dolayısıyla, herhangi bir koruması yoktur. Sadece Süptil Beden (bilinçaltı) vardır ve bu beden, kendisine ulaşan her türlü bilgiyi “sünger gibi emer”.
Elbette “kişisel karma”yı da unutmamak gerekir; çünkü kişisel karma ile Atasal karmaarasında bir bağlantı vardır. Kime hangi “atasal karma”nın düşeceği, doğrudan “kişisel karma”ya, yani kişinin geçmişteki yaşamından kaynaklanan karmasına bağlıdır.
Atasal karmayı şekillendiren diğer güçlü bir faktör, ebeveynlerin, özellikle annenin enerji aktarımıdır. Bu enerji aktarımı “benim” kelimesiyle ifade edilir: “Benim çocuğum”, “benim evladım”, “benim oğlum”, “benim kızım”. İşte bu “benim” ifadesi, kişi için “ömür boyu sürecek bir hüküm” haline gelir. Birine ait olduğunda, artık özgür olamazsın. Eğer bu durum üzerine derinlemesine düşünülür ve farkına varılırsa, belki de korkutucu gelebilir.
Özellikle, insanların “mükemmel” olmadığını bilince, bir “kusurun mülkiyeti” olmak nasıl bir şeydir? (Ne yazık ki) çoğu anne “Mutlak Sevgi”yi ruhlarında hissedemez ve yayamaz. Çoğu annenin kendisinin bile “sevgi eksikliği” vardır; duygular yalnızca astrale aittir ve bu nedenle “benim” kavramı ortaya çıkar. Astral, kişisel bir bedendir ve kişisel bedenin tüm duyguları ayrılmış ve bölünmüştür. Astral bedenin hissetme yeteneği bu şekilde çalışır. Birini “bir şey için” sevebilme yeteneği, yalnızca astralin kapasitesidir; Mutlak Sevgi’nin değil. Bu yüzden, “Çocuğumu seviyorum, çünkü o benim” veya “Anne babanı sevmelisin, çünkü onlar senin”gibi ifadeler ortaya çıkar.
Çoğu zaman, “sevmek” kelimesi “saygı duymak”, “hesaba katmak”, “itaat etmek”, “bağlı olmak” ve “borçlu olmak” gibi anlamlarla ilişkilendirilir. Hayatın zorluklarıyla boğuşmuş, “adaletsizliği”, “aşağılanmayı”, “başarısızlıkları”, “hayal kırıklıklarını” ve “hakaretleri”bizzat deneyimlemiş ebeveynlerin kendi çocuklarına da bu tür enerji ve programları aktarması sık görülen bir durumdur. Her şey yolunda olduğunda ne güzel! Herkes mutlu olduğunda, ebeveynler mutluluğu “miras bıraktığında” harika. Ama bu her zaman böyle mi?
Bana, ebeveynleriyle ilişkilerini keserlerse hayatlarının daha kolay olacağını, kaderlerinin değişeceğini ve daha şanslı olacaklarını düşünen insanlar rastladı. Ne yazık ki, atasal karmadan yalnızca ebeveynlerle görüşmeyerek kurtulmak mümkün olsaydı, buna karma denmezdi. İşin aslı, atasal karma bu şekilde ortadan kaldırılamaz. Bunun dışında, çocuk yuvalarında büyümüş, annelerinin doğumdan hemen sonra onları terk ettiği için ebeveynlerini hiç görmemiş yetişkinlerle de konuştum. Bu insanların da atasal karmaları vardı, hem de oldukça ağır bir karma. Bu durum, atasal karmanın çocuğun ebeveynleriyle iletişim kurmasından değil, doğumla birlikte geldiğini açıkça gösteriyor. Belki de pek çok kişi böyle bir karma yerine bir çocuk yuvasında büyümeyi tercih ederdi.
Evlat edinen ve evlatlık çocukların “genleri”yle nasıl başa çıkacaklarını bilmeyen ebeveynlerle sıkça karşılaştım. Evlat edinilen çocuklar, biyolojik ebeveynlerinden tamamen farklı koşullarda büyütülseler bile, bu ebeveynlerin çocuğun kaderini nasıl etkileyebileceği sorgulanır. Ancak, biyolojik ebeveynlerin etkisinin devam ettiği bir gerçektir. Günümüzde çocuk evlat edinmek oldukça zor ve önemli bir konudur. Her sağduyulu insan, terk edilmiş ve mahrum bırakılmış çocuklara üzülür. Eğer bu çocuklara yardım edebilirsek, bu büyük bir mutluluk kaynağı olurdu. Bazı insanlar bu çocukları ailelerine kabul etmeye karar veriyor. Ancak tüm evlat edinen ebeveynler, bu çocuklara gerçekten yardım etmeye ve onları “kendi çocukları gibi” sevmeye hazır mı?
Evlatlık çocuklar hakkında düşünürken hepimizin aklına “onları kendi çocuklarınız gibi sevin” fikri gelir. Kimse “onları sevin ama kendi çocuklarınız gibi değil” demez. Ancak, tam da bu “kendi çocuklarınız gibi” düşüncesi, terk edilmiş bir çocuk için en korkunç ve rahatsız edici olan şeydir.
Eğer bir çocuk bebeklik dönemini geçmiş ve bir aileye kabul edilmişse, onun derinlerinde mutlaka bir “ihanet” duygusu bulunur. Böyle bir çocukla “duygusal oyunlar” oynamak ya da “sen bensin” gibi ifadeler kullanmak son derece tehlikeli ve alçakça bir davranıştır. Bu çocukla “ortak bir dil” bulabilmek için, kişinin kendi başına yeterli ve olgun bir birey olması gerekir.
Son olarak, bilinçaltının önemini hafife aldığımızı belirtmek isterim. Kendimize yardım edebilmemizin ilk adımı, kendimizi gözlemlemeyi öğrenmek ve farkındalık geliştirmektir.
Atasal karmadan standart yöntemlerle kurtulmak neredeyse imkânsızdır. Ancak, tamamen imkânsız olduğunu söylemek de adil olmaz; bu, son derece zor bir süreçtir.
Bu karmaşadan kurtulmanın yollarından biri, gevşeme ve meditasyon uygulamalarıdır. Bu süreçte kişi, monadını (özünü) ve ince bedenini, yani kendi bilinçaltını fark eder. Bu yöntem, atasal karmadan tamamen kurtulmayı garanti eden tek yöntemdir; çünkü bilinci bu şekilde geliştiren başka bir yöntem ya da araç yoktur.
Diğer bir yöntem, atasal karmadan kurtulmayı sağlamasa da kişisel ve sıradan karmadan arınmayı mümkün kılar: Tövbe. Hristiyanlıkta hepimizin bildiği “günah çıkarma” vardır; ancak bu, tövbe ile aynı şey değildir. Tövbe, farkındalığa benzer. Tövbe anında kişi, kendi kişiliğinin enerjilerini dönüştürebilir ve böylece karmayı değiştirebilir.
"Ataların karmasını" hızlı bir şekilde çözmenin bir başka yolu da çok iyi bir COSMOENERGETİCA (kozmik enerji ) uygulayıcısıyla çalışmaktır.
Derleyen Çeviren
Cemre ÖZKAN
Mehmet Levent ÜNAL
14/01/2025
UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.
Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.