Sayfayı ziyaret eden kişi sayısı
756
Hiç psikolojik manipülasyona maruz kaldınız mı? Kimisi hemen “Evet” der, kimisi ise “Hayır” diye cevap verir. “Ben mi? Manipülasyon? Hadi canım, ben her zaman kendi kararlarımı alırım!”
İşte manipülasyonun inceliği burada yatar. Manipülasyon, görünmezdir. Baskı ise kolayca fark edilir. Örneğin: “Eğer sürekli işte bu kadar geç kalmaya devam edersen, seni terk ederim!” Bu tür baskılara karşı kolayca karşılık verilebilir: “Git o zaman!” Çünkü eşin aslında ilişkiyi bitirmek istemediğini, yalnız kalmak, maddi bağımlılığa düşmek ya da aile düzenini bozmak istemediğini bilirsiniz.
Bazen daha ince bir şantajla karşılaşabilirsiniz, bir nevi "bel altı vuruş". Mesela: “Eğer beni terk edersen, ölürüm, kendime kıyarım.” Bu tür baskı yöntemleri daha az kullanılır ve genellikle ruhsal olarak sınırda olan bireyler tarafından başvurulan bir yoldur.
Fakat benim üzerinde durmak istediğim daha ince ve sık karşılaşılan bir baskı türü: suçluluk duygusu üzerinden manipülasyon. Suçluluk ve utanç, yakın ilişkilerde kontrol mekanizması olarak kullanılan en güçlü araçlardır. Çünkü bir yabancıya suçluluk duygusu hissettirmek ve onun bu his nedeniyle rahatsız olmasını sağlamak çok daha zordur.
Yakın ilişkilerde ise duygusal bağlar vardır ve bu bağlar, benlik bilincimizin sağlam kabuğunun altındaki yumuşak, hassas çekirdektir. Peki, şu anda tam olarak ne hissettiğinizin farkında mısınız?
İnsan bazen tüm hayatını suçluluk duygusu içinde geçirir, bunu ise “sevgi” ya da “görev” zanneder.
Mesela, kişisel hayatı yolunda gitmeyen bir anne, oğluna ya da kızına hayatını ona adadığını, kendini feda ettiğini, sırf çocuklarına iyi bir baba olamayacağı korkusuyla bir erkekle ilişki kurmadığını sürekli tekrarlar. Bu tür anneler genellikle çocuklarına aşırı derecede düşkündür ve çocukları büyüdükçe bu düşkünlük artar. Çünkü çocuk yetişkin olduğunda kendi hayatını kurmak, anneden uzaklaşmak ve “göbek bağını kesmek” ister. Bu ise yalnız bir anne için tam bir yıkımdır.
Anne, bu durumu sezgisel olarak anladığından, çocuklarını küçük yaşlardan itibaren sorumluluk sahibi, yardımsever ve yaşlılara saygılı olmaya teşvik eder. Bu özelliklerin kötü olduğu söylenemez. Ancak, genellikle bu nitelikler, güçlü bir utanç duygusu aşılanarak öğretilir. Örneğin, annenin üzgün, solgun bir yüz ifadesi, gözyaşları ya da dolaptaki görünür bir yerden eksik olmayan ilaç şişeleri gibi.
Sonuç olarak, çocuk, daha küçük yaşlardan itibaren, bir kadının (veya bir başkasının) onun yüzünden üzülmesine neden olursa “kötü biri” olduğuna inanır. Bu kadının niyetleri ya da istekleri ne olursa olsun, kendi çıkarlarından feragat etmeyi öğrenir.
Bu, şunları yapmamaya kadar gider:
İstediği üniversite başka bir şehirde olduğu halde oraya gitmemek,
Tehlikeli olduğu düşünülen bir hobiyi bırakmak,
Ailesinin onaylamadığı bir kızla görüşmemek,
Ya da mutsuz olduğu halde eşiyle boşanmamak, çünkü bu, eşinin hayatı boyunca mutsuz olmasına ve çocukların babasız büyümesine yol açacaktır.
Her bireyin bir değerler hiyerarşisi ve öncelikler sistemi vardır. Bu kişisel ve bireyseldir, böyle de olmalıdır. Fakat burada çoğumuzun bilmediği ya da unuttuğu bir kural vardır:
Bu hiyerarşide en üst sırada kendi duygularınız, ruhunuz ve sevginiz olmalıdır. Ondan sonra her şey, istediğiniz sırayla gelebilir. Peki, ne hissettiğinizi nasıl anlayabilirsiniz?
Örneğin, daha sorumluluk gerektiren ve daha yüksek maaşlı bir iş teklifini reddettiğinizde, gerçekten bu iş size uygun olmadığı için mi reddettiniz? Yeterince deneyiminiz ya da eğitiminiz olmadığı için mi? Yoksa “başarısız olursam” diye suçluluk ve utanç duygusundan mı korkuyorsunuz? Birinin sizinle birlikte olmasının sebebinin sevgi mi, yoksa yalnızlık korkusu mu olduğunu nasıl anlayabilirsiniz? Peki, onun yanındayken hissettiğiniz şey gerçek mutluluk mu, yoksa bir görev duygusu mu? Bu görev duygusu, bağımlı bir partnerin size yükleyeceği suçluluk korkusundan mı kaynaklanıyor?
Bir arkadaşınıza senet veya yazılı bir belge olmadan, sırf “biz dostuz” diyerek önemli bir miktarda borç verdiğinizde, sizi harekete geçiren ne? Gerçekten yardım etme isteği mi yoksa kötü bir arkadaş olarak görülme korkusu mu?
Suçluluk ve utanç, son derece rahatsız edici duygulardır. Bu yüzden, onları hissetmekten kaçınmak isteriz. İnsanlar, özellikle de yakın çevremiz, genellikle bu duyguları kullanarak bizi manipüle eder. Ancak tüm hayatımızı bu rahatsız edici duygulardan kaçınarak geçirmek yerine, neden keyifli olanı hissetmeyi öğrenmeyelim? Kendinize bunu yapma izni verin. Keyifli olan şey sevgidir. Sevgi, onur, neşe, tatmin ve nihayetinde mutluluk gibi hisleri doğurur.
Bunu bedeninizdeki hislerle anlayabilirsiniz, zihninizle değil. Zihni bir kenara bırakın, bedeninizi dinleyin. Gürültü kaynaklarını kapatın, gözlerinizi kapatın ve rahatlayın. Kendinize bir soru sorun ve cevaplarınızın bedeninizde ne gibi hisler yarattığını dikkatle (ama kendinizi zorlamadan) dinleyin. Örneğin: “Bunu istiyor muyum?” Olumlu bir cevap, karın bölgesinde, güneş sinir ağında ve göğsünüzde sıcaklık ve rahatlama hissi yaratacaktır. Olumsuz bir cevap, özellikle baş bölgesinde bir gerginlik hissine yol açar. Zihin, durumu açıklamak için mazeretler üretmeye başlar. Düşünmekten kaçının ve duygularınızla yüzleşme cesaretini gösterin.
Gerçek duyguları bastırmak, bilinçaltına itmek zararsız bir oyun değildir. “Ben nasıl istersem öyle yaşarım! Ne hissettiğim ya da hissetmediğim ne fark eder ki?” diyebilirsiniz. Ancak bu fark, oldukça büyüktür. Doğal olarak ortaya çıkan duyguları yok edemezsiniz. Onları bilinçten saklayabilirsiniz ama tamamen kurtulamazsınız.
Duygular her zaman varlığını sürdürür. Komada olan bir insanın bile hisleri vardır. Duygular ve hisler enerjidir (biyolojik enerji diyebiliriz) ve bu nedenle gerçeklik taşır. Oysa düşünceler, duygularla desteklenmedikçe boştur. Bastırılan enerji ise bir gün sıkışmış bir yay gibi açığa çıkar ve bu genellikle bir hastalık (psikosomatik) ya da bir talihsiz olay şeklinde kendini gösterir.
Daha basit olmaya çalışın. İronik görünse de ne kadar karmaşık ve zeki biriyseniz, manipülasyonlara kapılmanız o kadar kolay olur. Bunun nedeni, düşünceye fazla odaklanıp duygusal süreci ihmal etmektir.
Çocukluktan gelen bir utanç duygusu, özellikle erkekler için, duygulara dalmayı ve onlara anlam vermeyi (“ağlamayı bırak”) engeller. Ancak, yaşam için zihni değil, duyguları kullanın. Ruhunuzla gerçek bir bağ kurmak, sizi her zaman gitmek istediğiniz yere götürecektir.
Derleyen Çeviren
Cemre ÖZKAN
Mehmet Levent ÜNAL
08/01/2025
UYARI: İşbu blog içerisinde yer alan bilgi ve uygulama teknikleri tedavi amacı taşımamaktadır. Söz konusu bilgiler bu tekniği öğrenmek için eğitime katılan katılımcıyı bilgilendirmek amaçlı olup sağlık hizmeti niteliğinde değildir.Verilen bilgiler hiçbir şekilde tanı ve tedavi amaçlı kullanılmamalıdır. Tanı ve tedavi mutlaka doktor tarafından yapılması gereken ciddi bir işlemdir.
Her türlü hastalık ve benzeri tedavi gerektiren sorunlarınız için dokturunuza danışınız.